Ekip: İsmail Toyhan Yumru – Yusuf Kasım Temel – Ozan Özgür
Kamp Yeri: Sokullupınar
Tarih: 28 – 31 Ekim 2015
BÜDAK temel kampçılık eğitimi gezisi için 28 Ekim Çarşamba gecesi 19 kişilik ekibimizle güney kampüsten yola çıktık. Büyük başgan Fatmanur önderliğinde ve faaliyet sorumlusu Ozan’ın lojistik desteğiyle Niğde’ye kadar sağ salim geldik. Ulaşım için İstanbul’dan araç kiralandığı için Niğde’de minibüs saati kovalama gibi dertlerimiz olmadı. (Fakat not düşelim önceki hayatlarında jet pilotluğu ve at hırsızlığı yapmış kaptanımız ve yancısı sancho panzo sağolsun gözümüze pek uyku girmedi).
Varır varmaz ilk iş çorbalarımızı içmek oldu. Ardından hemen yan taraftaki marketten şişe sularımızı ve kalan erzak ihtiyacımızı aldık ama kamp yerimiz Sokullupınar’da yılın her mevsimi su kaynağı olduğu için suya abanmadık. Dönüşün ertesi günü (1 Kasım) seçim olacağı için memleketinde oy kullanacak olanlar dönüş biletlerini aldı. İşlerimizi hızlıca bitirip tekrar araca atladık ve dağ evine vardık, orada üstlerimizi değiştirip kamp alanımıza Sokullupınar’a yola çıktık.
Bu noktada aramızda kampa turist ömer kılığında (kösele ayakkabı vs.) gelenlerimiz olduğunun farkına vardık. Böylelikle daha İstanbul’dayken yerli yabancı herkesin giysi/ekipman kontrolünün yapılması gerektiği konusunda bir kez daha hemfikir olduk.
Sokullupınar’a varıp çadırlarımızı kurduğumuzda saat epey erkendi. Kamp alanı cillop gibi olduğundan çadırın altında taş kaldı mı , zemin engebe aldı mi, felek öcün aldı mi vs. vs. diye kontrol dahi etmedik. Ocaklar yandı kazanlar kaynadı, yemekler pişti Emmi geleneksel pudingini yaptı ve masum köylülerin canını aldı. Zirve ekipleri saat sekize gelirken yatmaya hazırlandı ve kamp sakinleri sessizlik konusunda çok titiz davrandı.
30 Ekim
Yatış saatindeki yoğun sis moralleri biraz bozsa da saat 2.30’ta uyandığımızda kamp alanından vadi girişleri biraz olsun görünüyordu. Uyanmakta sıkıntı yaşamamış olmamıza rağmen toparlanıp çıkmakta gecikince bizim çadır Emmi’nin gazabına uğradı. Bir de ben (ismail) olacak deyyusun “Çanta almayayım yieea herkeste var nasıl olsa kazmayı da birine takarım yieeaa” diye sinsi düşüncelerin içerisinde olduğunu görünce Emmi adeta çileden çıktı. “Mantığın ve tecrübenin sesi”ni dinleyerek ben de çantamı sırtladım. Kamptan yola çıktığımızda saat 4’e geliyordu. Yunus Şeker ve Mehmet Sağçolak bizden erken çıkıp yola koyulmuşlardı bile. Meğersek yoğun sis yüzünden Küçük Demirkazık batı yüzü tırmanışı planlarını Kızılkaya olarak değiştirmişler. (Şeker et. al. 2015)
Yeni planda Karasay geçidine kadar iki ekip beraber gideceğimizi bilmek içimizi rahatlattı. Zira bizim ekipteki çoğu kişinin rota hakkında pek bilgisi yoktu ve ilk zirve deneyimi olacaktı.
Yunus ve Mehmet’i Karayalak vadi girişinde yakaladık. Sis yüzünden görüş mesafesinin dar olmasına karşın vadinin iki yanı görülebiliyordu, bu yüzden yolumuzu bulmakta pek zorlanmadık.
Kapıya vardığımızda sis usulca dağıldı. Solumuzda kalan uçurum ve onun bittiği yerde başlayan nefes kesici dev kalker kütle tüm görkemiyle beliriverdi. Uçurumu ve karşıyı görünce anladım tam nerede olduğumuzu. Bir önceki seneyi hatırladım. Bana çok uzunmuş gibi gelen bu süre dağ için ne kadar kısaydı aslında. Ufak tefek taşlar dışında hiçbir şey değişmemişti, her şey yerli yerinde. Ben doğarken de böyleydi, 400 yıl önce de. Sonra düşündüm, Karacaoğlan da geçmiş miydi acaba bu kapıdan, Çelikbuyduran’ı çıkıp platoya inmiş miydi?
I
Yücesinde namlı namlı karın var
Seni yaylayacak zamanım dağlar
Başından aşmaya yoktur dermanım
Kalmadı dizimde dermanım dağlarII
Ak göğsün ağında kaldı nazarım
Mecnun oldum dağ başında gezerim
Nerde güzel görsem ismin yazarım
Defterim elimden aldı sabahtanIII
Benden selam söylen Aydın iline,
Top kara zülüflü mayalarına,
Bizim ilde çakır doğan olamaz,
Yavrı şahin konar kayalarına
-karacaoğlan
Üçüncü koşmada bahsi geçen Aydın ili bizim bugün bildiğimiz Aydın ili değil, Aladağlar’ın kuzeyindeki bugünkü Yahyalı köyü ve Aladağlar arasında konar-göçer olarak yaşamakta olan Aydınlı aşiretiymiş. İlk koşmada da âşık, dizinde derman kalmayıp geri döndüğünden bahsediyor. İkinci koşmada ise zirve defteri geleneğinin nasıl doğduğuna şahit oluyoruz. Kısacası yukarıdaki üç dörtlükte Karacaoğlan’ın transaladağlar faaliyet raporunu okuyorsunuz.
Bütün bunları düşünürken Kapı’da 20 dakikalık molamız bitti ve Kızılkaya-Karasay geçidine doğru yola koyulduk. Gün yavaş yavaş ağarırken biz Emler’in sırtından görünen gökcisminin hangisi olduğunu tartışmakla meşguldük.
Yukardaki Mahrukiesk bölümü Yunus Şeker’e ithaf ederek faaliyet raporuna kurbağalama stilinde devam ediyorum.
Emler’in arkasından görünen gökcismi Venüs’müş. Dönünce haritadan baktım. Bir sonraki kampa gök haritası da götürmeyi ihmal etmiyoruz. Zaten tırmanacağımız dağın haritasını kesin alıyoruz. 🙂
Çelikbuyduran ile Karasay geçitlerinin arasında kalan kamp alanına (bkz. BÜDAK 2014 Yaz Kampı) ulaşmaya yakın, dinlenme taşı olarak anılan kayanın orada Emmi’yi kampa geri uğurladık. Emmi bize yol göstermek için o noktaya kadar müthiş bir tempoyla ve enerjiyle, bir aşağı bir yukarı sürekli koşturdu, geride kalanları toparladı, döneceklerle ilgilendi, devam edeceklere yolu gösterdi. Kendisine minnettarız.
Karasay geçidinin altına ulaştığımızda o noktaya kadar takip ettiğimiz Kızılkaya ekibi bize çıkmamız gereken parkuru işaret ederek yollarına devam ettiler. Bu noktadan sonra artık tecrübesizler ekibi olarak yalnızdık, fakat deneyeceğimiz zirvelerin çok zor olmadığını, sırta çıkınca aha şuracıkta olduğunu pek çok kere duyduğumuzdan kendimize güvenimiz tamdı, yürek yemiştik. Stratosfere yaklaşırken bıraktığımız son modülümüz olan Fatmanur’a da tam bu noktada veda ettik. Kendisi büyük bir liderlik örneği göstererek ekibi yavaşlatmamak adına tek başına dönme kararı aldı.
Parkurun son 30-40 metrelik çıkışı az kar ve çarşak karışık, 55-60 derece civarı eğimliydi. Bu kısımda yer yer kazma yardımıyla, yer yer elleri kullanarak tırmandık. Ekipte kask takmayı sevmeyen ve kazma eğitimi almamış çeşit çeşit dağcı bulunması bu noktada biraz tedirginlik yarattı(!). Ama dediğim gibi, yürek yemiştik ve ayrıca BÜDAK DÖNMEZdi.

Sırta bir kere çıktıktan sonra Karasay zirve adeta düzayak.
6. sokağın yokuşunu çıkmak daha zordur, öyle diyelim.
Saat 10:30 sularında sırta çıktığımızda yüzümüze vuran sabah güneşiyle içimizi ısıttık, ıslanan giysilerimizi kuruttuk ve moral depoladık. Uzunca bir süre dinlendikten sonra çantaları sırtlanıp ilk zirvemizi yaptık. Saatlerimiz 11:30’u gösteriyordu. Üçümüzün de ilk zirvesi oldu Karasay. Zirve defterinde Emmi’ye şükranlarımızı sunmayı ihmal etmedik. Yanımızdan ayrılmadan önce bize vermiş olduğu şişenin son yudumunu toprağa döküp tanrılardan merhamet diledik.
Karasay zirvede dinlenirken güneyimizde kalan Akşampınarını, Avcıbelini ve Kaldı’yı görünce kafamızdaki Aladağlar haritası biraz daha oturdu.
Bu sırada Kaldı’nın üstündeki bulutların bize doğru geldiğini fark ettik. Bu noktada Eznevit’e devam edip etmemeyi sorguladık çünkü dönerken sis bastırırsa dönüş yolunu bulabileceğimizden emin olamadık. Ekipte Yusuf ve Ozan Karayalak vadisini sadece gece gözüyle sisin içinde çıkarken görmüşlerdi. Bense bir önceki yaz kampında çıkmıştım gündüz gözüyle ama yine de çok hatırlamıyordum. Biraz konuştuktan sonra bu kadar geldik Eznevit’i de yapalım bari diyerek devam kararı aldık ve yola koyulduk.
Karasay ve Eznevit arasında zirveyi andıran iki tepe daha var. Özellikle ikincisi çok yanıltıcı çünkü neredeyse Eznevit yüksekliğinde.(Hatta bence daha yüksek) Yola çıkmadan önce pek çok kişinin (Yunus, Emmi, Bahadır …) bu konudaki serzenişini dinlemiş olduğumuz için Eznevit’in hangisi olduğunu bulmakta bir sıkıntı yaşamadık. Yalnız Karasay’dan hoplaya zıplaya güle oynaya çarşağı inerken o inişin bir de çıkışı olduğunu unutmayın. Biz ne kadar indiğimizin farkına varamayıp çarşağın dibine kadar indik ve sonra Eznevit çarşağını çıkmak pek hoş olmadı.
Eznevit zirveye vardığımızda saat 12:25’ti. Ayaklara ve aşil tendonlarına çoktan kara sular inmişti. Karasay’dan gördüğümüz bulutlar da bizimle beraber Eznevit’e varmıştı. Bu yüzden dinlenmeyi mümkün olduğunca kısa tutup dönüşe geçtik. Sis ve yağmur riski bizi biraz tedirgin etti.
Bu arada Eznevit zirvedeki iki defterin de sayfaları nemden birbirine yapışmış ve açılmaz vaziyetteydi. Dolayısıyla defteri imzalayamadık. Eznevit yapmaya niyetliyseniz yanınızda bir de defter götürün.
Dönüş için Gelincikkaya’dan dönülebilir mi acaba diye düşünmüştük yola çıkmadan önce fakat o siste en mantıklı seçenek geldiğimiz ve bildiğimiz yoldu. Geldiğimiz ve bildiğimiz yol ise Karasay’a ikinci defa çıkmayı gerektiriyordu. İşte bizim dramımız burada başladı. Eznevit çarşağından bu sefer mümkün olduğunca az indik ve daha sonra Karasay çarşağını çıkmaya başladık.
İlk zirve deneyimi oluşunun verdiği toyluktan mıdır yoksa gerçekten de zor muydu o çıkış bilmiyorum ama ben ömrümde daha önce hem fiziksel hem de zihinsel olarak bu kadar yorulduğumu hatırlamıyorum. Bir yandan sisin verdiği kaybolmuşluk duygusu ve kum gibi çarşak, bir yandan da bacaklardaki yorgunluk üçümüzde de inanılmaz bi moral bozukluğu yarattı.
O çarşağı çıkarken dinlenmek için 5-6 kere durmuşuzdur. Her ne kadar kolay zirveler olsalar da faaliyete Sokullupınar’dan başlayınca özellikle sonlara doğru ciddi bir yorgunluk baş gösterdi.
Karasay’a ikinci çıkışımızı saat 13:15 civarında tamamladık. Bir süre dinlendikten sonra inmeye başladık. İniş süresince siste çokça kaybolduk. Yusuf’un sağcı politikaları benim ortanın solu stratejime ters düştü. Sonuç olarak soldan gidip Kapı’yı bulduk. (Kapıya çıkarken Karacaoğlan’ı andık madem, inerken de Karaoğlan’ı analım..) Kampa vardığımızda saatler 17’yi gösteriyordu. Tabii ki kimse bize çorba yapmamıştı. Hazırda yapılmış çaydan biraz içip kendimize çorba yaptık, yemeğimizi yedik ve inzivaya çekildik. Ertesi gün de hamam ve kebap.
Notlar
- Faaliyetlerden önce bakılacak bir genel bir malzeme kontrol listesi yapılması elzem. (Telsiz,
harita vs.) - Kramponlar yola çıkmadan önce ayağa göre ayarlanmazsa yukarda zor oluyor. Daha önce
takmayı denemiş olmak ve öğrenmek de mühim. - Zirveye giderken çanta almamak ve kask takmamak büyük günah
- Sokullupınar güzel bir kamp alanı ama zirvelere çok uzak (Şeker et. al. 2015)
- Emmi adamın dibi
Referanslar
ALTUN, Işık , Karacaoğlan’ın Şiirlerinde Dağ Algısı, Ankara,2013
ŞEKER, Yunus, Aladağlar Kızılkaya Zirve, İstanbul, 2015
İsmail Toyhan Yumru
12.11.2015
0 yorum