Bir süredir keşfetmeye çalıştığımız Uludağ, eskisine göre oldukça yakın geliyordu artık(İstanbul’dan Mudanya deniz otobüsü, sonra toplu taşıma ve Uludağ arabaları!). Emmi’nin ve Büyük Bahadır’ın anlattıkları bizi korkutmuyordu! Tekrar gitmeye karar verdiğimizde, ekibimiz en az 1-2 defa Uludağ’da kamp yapmış kişilerden oluşuyordu; ben, Sayın Sağçolak ve Tolga. Mehmet ve Tolga daha önce Begütay kardeşimizle beraber Uludağ’da yine berbat bir havada iki farklı kulvarı çıkmışlardı. Kulüpte bir süredir duran ve kullanmaya fırsat olmadığı için örümceklerin mesken edindiği teknik kazmaların kullanımı böyle başladı! Bu duruma oldukça özenmiştim. Benim bu hevesimi fırsat bilen Mehmet ve Tolga,2014 Keşiştepe Miks Tırmanış Şenliği’ne gitmeyi önerdiler. Kararımızı hemen verdik ve 22-23 Mart’taki şenlik için planlarımızı yaptık.

Volframın girişinde ben, arkada Sağçolak
(Foto: Tolga Yücel)

Toplu taşıma seçeneğini bir kenara bıraktık bu sefer. Uludağ’a kayak turları düzenleyen şirketlerden güzel bir fiyat aldık(100TL civarındaydı sanırım). Sabah 4’te Akmerkez’in önünden hareket ettik, 10-11 gibi 2. Oteller Bölgesi’ndeydik. Hemen telesiyejle kamp alanına yollandık. Hava tamamen açık ve güneşliydi, Uludağ’ın illet sisinden eser yoktu. Vakit kaybetmemek için çadırımızı kurmadan teknik malzememizi yüklenip hemen kar çukuruna girdik. İlk hedef Volfram rotasıydı. İlk kez teknik kazmaları kullanmanın verdiği heyecanla rotanın altına ilerledim. Yamaçlar ve kulvarlar o kadar güzel görünüyordu ki! Çıkacağımız rota belli belirsiz kendini gösteriyordu. Mehmetler bu rotayı birkaç hafta önce de çıkmıştı, ama dediklerine göre bu sefer kar miktarı daha fazlaydı. Kramponları bağladım, kuşamı giydim ve ipe girdim. Biz hazırlanırken yanımıza Doğan Palut ve Tunç Fındık geldi, ısınmak için çatır çutur Volfram rotasını çıktılar! Saygılarımızı sunup hazırlıklarımızı tamamladık. Biz çıkmaya başladığımızda onlar gözden kaybolmuştu. Yavaş yavaş, bu ilk deneyimin tadına vara vara çıktım/çıktık.

Volfram rotasında ben ve Tolga
(Foto: Sağçolak)

Kulvar bitiminde kısa bir tebrikleşmenin ardından Uludağ Kapı’dan aşağıya indik. Bu sefer Mantar Sote rotasının altına geçtik. Bu iki rota da benzer zorluğa sahip. Volframa oldukça benzer bir rota, aynı şekilde istasyondur, miks etaptır uğraşmadan ama yine de ip ile birbirimize bağlanarak yaklaşık 60o eğimde çatır çutur(!) çıktık. Bir kez daha keyiflenme, abur cubur atıştırmanın ardından günün bitmesine daha çok vakit kaldığını fark ettik. Kulvarlara güneş vurmaya başlamış, bu da karı yumuşatmıştı. Yani öğleden sonra tırmanamayacağımız kesindi. Ne yapalım ne edelim derken “eh bari Uludağ Zirve’yi de bir görelim!” dedik, demez olaydık! Ben bu zirve için mi kasımda aralıkta gelip saçma sapan ormanların içinde kaybolmuşum arkadaş! Yürü yürü bitmeyen bir yol, baton olsa bir nebze çekilir bir hal alabilirmiş belki ama yok! Git git bitmiyor, illallah dedirtti resmen. Neyse ki teknik malzemeleri bir kenara bırakmıştık, onları taşımadık. Saatlerini hatırlamasam da Kapı’dan gidip dönmesi sanırım 4-5 saat sürdü.

Uludağ Zirve selfiesi

Döndüğümüzde kurulmamış, paketinde ceylan gibi yatan çadırımız bizi karşıladı. Haydi bakalım onu kur işin yoksa, sonra yemek hazırla uğraş dur. Resmen o yorgunluğun üzerine üşengeçliğim tutmuştu. Neyse ki sancısız bu süreci gerçekleştirdik. Akşam Tunç Fındık K2 ekspedisyonu hakkında bir sunum yaptı, federasyonun sıkıntıları falan konuşuldu. Daha sonra ertesi günün planlarıyla çadırımıza çekildik.

            Gündüz erken uyandık, güzel kahvaltımızı yapıp hazırlandık. Çok da aceleci davranmadan hazırlandık, diagonal rotasını denemeye karar verdik. Diğerlerinden farklı, miks etaplar içeren bir rotaydı. Rotanın dibine geldiğimizde, başlangıçtaki kısa fakat buzlu kaya etabı gereğinden fazla vaktimizi aldı. Mehmet önden gitti. Ama daha bu ilk kısmın ortasındayken rotaya girmeme kararı verdik. Ne kadar Güney Kampuste Kanlıkaya’da kendimizce “dry tooling antrenmanı” yapmış olsak da…

           İkinci günün planları bu şekilde yalan oldu. Kampa döndük oyalana oyalana. Kalan yemeklerimizi bitirdik, sohbet muhabbet derken az kalsın dönüş servisini kaçırıyorduk. Bu noktada şu hafta sonu için Uludağ’a İstanbul’dan giden turlar hakkında da bir çift laf edeyim. Biz sezonun son turlarından biriyle gittiğimiz ve pistlerde neredeyse hiç kar kalmadığı için adamların toleransları neredeyse sıfırlanmış. Yaklaşık 15-20 dakika gecikmemizden ötürü bir tek azar yemediğimiz kaldı. Tolga da adamlara bu anlamsız davranışlarından ötürü çok sinirlenmişti ve bağrışmalar yaşandı. Tolga’yı en çok sinirlendiren kısım adamların “beklemeden gidecektik” demesi olmuştu ki bu tepkisinde haklıydı. Neyse efendim sezon sonunda bu turlarla gidecekseniz bir daha düşünün derim.

          Bizden başka bir müşterisi daha vardı bu turun. İsmini şimdi hatırlayamıyorum ama Latif Osman Çıkıgil’in çok samimi arkadaşı olduğunu söyleyen bir kadındı. Uludağ’da kayakçılığı başlatan ve geliştiren ekiptenmiş. 70 küsür yaşına ve yakın zamanda ayağını kırmış olmasına rağmen hala kayak yapıyormuş, saygı duymadan edemedik. Neyse dönüşün başlangıcındaki gerginlik de böylece bizim açımızdan atlatılmış oldu.

Arca Yılmaz

Raporun Orijinali: http://bogazicidagcilik.blogspot.com/2014/11/2014-kesistepe-trmans-senligi.html


0 yorum

Bir yanıt yazın

Avatar placeholder

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir