Tarih: 3-8 Haziran 2016
Ekip: Mehmet Sağçolak, Yunus Şeker, Arca Yılmaz
Kamp Yeri: Plato, Büyük Göl
Malzemeler: Kask, Buz Kazması, Krampon, 1 yarım ip, buz vidası, sikke, bol karabina ve perlon
Yine bir final dönemi, yine yaz kampı planları yapılıyor. Fakat bu sefer, beyaz yaka dünyasına adım atmış olan Yunus Şeker biz vakti bol öğrencilerin aklını çelmek için elinden geleni yapıyor. Kafasına koyduğu Okşar Tepe kulvarıyla adam adama markajı bütün hafta boyunca sürdürüyor. Beni ayarttıktan sonra gençlerin planını bozuyoruz, Sağçolak’ı da onlardan çalarak alternatif bir plan yapıyoruz. Hedef cumadan arabayla çıkıp hafta sonu Okşar Tepe kuzey kulvarını çıkmak, pazartesi Yunus’u alkışlarla İstanbul’a uğurlamak, geziyi bizim açımızdan bir trans faaliyetine dönüştürüp Çağal-Beşparmak Geçidi’nden Cımbar’a inmek ve Küçük veya Büyük Demirkazık’ı yapıp herkesin gönlünü almak.
Olabildiğince erken çıkmayı hedeflesek de, İstanbul’dan ayrılışımız 3 Haziran saat 16:00’ı buldu. Trafikten bir nebze kaçabilmiş olsak da Bolu Tüneli çalışmaları yolumuza en az 1 saat fazladan ekledi. 4 Haziran Cumartesi saat sabah 3:30 civarı Demirkazık’a vardık. Arabayla Gelincik Kayaları’na kadar çıktık ve buradan Çelikbuyduran’a doğru 4.30’da yürüyüşe başladık. Yaklaşık olarak 7:30’da Çelikbuyduran kamp yerine varmıştık fakat araba kullanmanın verdiği yorgunluk bende ve Yunus’ta yürürken uyuma gibi bir yan etki göstermeye başlamıştı bile. Biz bir kaya dibinde 2 saat şekerleme yapmaya karar verdik ve matları serdik, Mehmet de bir an önce çadırı Büyük Göl tarafına atmak üzere hızlı adımlarla ilerledi. Bu güzel, tatlı uykunun verdiği enerjiyle Mehmet’in yanına öğlen vardık. Bir şeyler atıştırdık ve daha hava kararmadan saat 19’da güzellik uykumuza daldık.
Okşar Tepe Kuzey Kulvarı
5 Haziran Pazar günü sabah 4.30’da uyandık. Kahvaltı, hazırlık derken 5.30’da da yürüyüşe başladık. Büyük Göl’ün kenarı bu rota için uzak bir kamp, daha yakına atmak rotaya yaklaşım süresini kısaltabilir. Ama biz hem biraz görsel zevki hem de rüzgardan kaçınmayı düşünüp kampımızı buraya kurduk. Rota altına varışımız 7.30’u buldu. Biraz geç kaldığımızı rota girişindeki kısa etabın küçük bir şelaleyle sırılsıklam olduğunu görünce fark ettik. Mehmet buranın biraz solundan dik ve çürük çarşak etabından serbest geçti. Fakat ben ve Yunus daha kolay olan sağ taraftan tahmini 7-8 metrelik kayalık etaptan geçtik. Burada çok zorlanmamak adına kayada kramponları çıkardık. Sonrasında bir yan geçişle Mehmet’le buluşup soldan devam eden rotaya girdik.
Hava bulutluydu, fakat güneşin göründüğü her dakika rotaya yağmur gibi taş yağıyordu. Yaklaşık 1 ip boyu serbest yükseldikten sonra kulvar iyice daralmaya başladı ve buz etapları çoğaldı. Mehmet rota ortasında balkona benzeyen bir yerin üstüne kadar serbest çıktı. Biz de Yunus’la bu kısımda ip açtık. Ben lider ilerledim, 1-2 buz vidasıyla ara emniyet attım. Mehmet’in yanına çıkıp Yunus’un emniyetini aldım. Buralarda taş düşmesine oldukça dikkat edilmeli. Biz olabildiğince kulvar kenarlarında emniyetli yerlerde bekledik ve şansımıza biz rotada yükselirken hiç taş düşmedi.
Bu kısımdan sonra 1 ip boyu daha lider yükselip diğerlerinin emniyetini aldım. Bu iki ip boyu civarlarında eğim yer yer 70-75 dereceyi buluyor. Zaten buradan sonra buz etabı bitti, kornişe çıkan kısa bir kar etabı kaldı. Burayı tek tek çıktıktan sonra kornişi sağdan geçerek sırta ulaştık. Saat 13:00 olmuştu. Karşımızda Emli Vadisi, Kaldı ve Alaca bütün heybetiyle göründü. Aladağlar’da her farklı yere gittiğimde hissettiğim keşif duygusu bir kez daha dürttü beni. Belki 15 kez yolum düştü buralara, ama her geldiğimde ayrı bir etkiliyor beni.
Rotayı bitirince zirveye sırttan ulaştık. “Bu kadar gelmişken bi Süner bi de DKSK mı yapsak?” düşünceleri yorgunluğumuza yenildi, Süner Tepe’nin zirvesine varmadan yamaçlardan aşağıya salındık. Dönüş boyunca benim “abi bulutlandı, hava bozacak” diye sızlanmalarım tek bir yağmur damlası düşmesine engel oldu sanırım.
Kampa akşam 18:30 gibi vardık. Yorgunluk, kısa bir akşam yemeği ve tabii ki yine hava kararmadan yatış. Tam uykuya dalacağım, bir tıkırtı, hışırtı sesi. Gözlerim kapalı, sanki tepeden buzlar sağanak gibi yüzüme dökülüyormuş gibi hissediyorum. Gözlerimi açtım, sadece rüzgar ve çadır. Neyse, bu hisse kapılan sadece ben değilmişim.
6 Haziran pazartesi sabahı uyandık, Yunus’un eline çadırı tutuşturup ardından da bir tas su döküp uğurladık.
Ben ve Mehmet de Hastahocanın Yaylası’na yönelip Çağal-Beşparmak Geçidi’nden kulübün kampına katıldık. Yine Aladağlar’ın daha önce gelmediğim bir bölgesi, yine mutluyum.
Geçitten Dipsiz Göl’e inişte saatin öğleden sonra olmasından ötürü gevşeyen taşlar kendini bırakmaya başlamıştı. Kafama düşen iki tane taş, dağda kasksız gezilmez fikrini aklıma mıh gibi çaktı.
Bundan sonra benim için Niğde’ye kadar dinlenme ve yatış oldu, Mehmet de kulüpten 4 kişiyle beraber Küçük Demirkazık patlattı.
Rotadan tirmanis.org ve Tunç Fındık’ın Aladağlar Rehberi’nden haberimiz oldu. Biraz internetten bakınsak da tekrar çıkışa dair herhangi bir bilgiye ulaşamadık. Biz de bu yüzden “ilk oo lelli tekrarı” ismini verdik tırmanışımıza. Merak edenler için rota boyunca bize eşlik eden efsane şarkı:
https://www.youtube.com/watch?v=2zP2AFaC_jA
Küçük bir not: Niğde Ramazan ayında biraz zorlayıcı olabiliyor. Kulüptekilerle ayrılmıştık o vakit ama duyarlı bir vatandaş bizimkileri polise ihbar etmiş. İnsanların bunca yıldır dağcılara alışamamış olması gerçekten çok saçma. Ayrıca Mehmet de az kalsın sakız çiğniyor diye başka bir duyar şampiyonu esnaf tarafından tartaklanacakmış. “Aman Rıza Bey tadımız kaçmasın” telkinleri hep bize geliyor böyle durumlarda ve bu da insanın canını sıkıyor.
Fotoğraflar için Mehmet’e ve Yunus’a teşekkürler!
Arca Yılmaz
0 yorum