Ekip: Ömer Akşit, Fatih Maytalman, Arca Yılmaz
Rota: Etik Ol, Diamond (Varyant)
Kullanılan Malzemeler: Kişisel malzemeler (Kask, Teknik Kazma, Krampon), 1 tam 70m dry ip, karabin, takoz seti, friend seti, sling, perlon bant, buz vidası, ekspres seti
Mart gelmek üzereydi ve en son dağa ekimde gitmiştim. Ömer’in “aga dağa gidelim” önerisiyle hızlıca hafta başından plan yaptık. Hava Uludağ’da güzel gösteriyordu. Dahası, uygun kar koşullarını da düşününce gider birkaç miks rota çıkarız dedik. Planlar yapıldı, 3 kişi mi 4 kişi mi olalım derken Fatih (Maytalman) ekibe dahil oldu. Cumartesi sabahı 7’de İstanbul’dan yola çıkmak üzere alarmlar kuruldu. Cuma gecesi kulübün gezi yemeğine kısa bir ziyaret sonrası çanta hazırlığı, yatış ve sabah zinde (!) bir uyku sonrası yola koyuluş.
Uludağ’a varmadan Çınar’ın orada kahvaltı ettik, saat 12:45 gibi telesiyeje binmiştik. Kamp yerinde UDK’dan ve Bahçeşehir’den arkadaşlar vardı. Onların yanında kabaca bir duvar ördük, çadırı kurduk. 15:30’da sis biraz dağıldıktan sonra “Etik ol” rotasına çıkmak için yola koyulduk. Rotayı bulması kolay, Özbay kulesinin arkasında kalıyor. Rotaya hazır bir şekilde girdiğimizde saat 16:30’u gösteriyordu. Kar kazığı, takoz ve buz vidasıyla istasyonu kurduk, Fatih lider çıktı. Sonra ipi çektik, Ömer lider olarak Fatih’in yanına ulaştı. Ben de artçı olarak tırmandım malzemeleri toplayarak. Rotanın sonundan UDK’lı arkadaşların bıraktığı perlonla iniş yaptık. Saat 19:00’a geliyordu malzemeleri toplamıştık.
Koşullar rotada genel olarak iyiydi, girişte kısa ama sağlam bir buz etabı vardı. Kar da genel olarak tatmin etti. Yalnızca rotanın sonu kulenin tepesinde sonlandığı için biz oradayken çok rüzgar vardı ve sisliydi. İndikten sonra biraz silinmiş de olsa kendi izlerimizi kullanarak çadıra ulaştık.
İkinci gün uyandık, rehber kitaptan rotaları gözümüze kestirmek için bakındık. İlki Diamond’ın varyantı olmak üzere iki rotaya niyetlenmiştik, ancak gerek önceki günkü hızımız, gerekse İstanbul dönüş yolunu düşünerek tek bir rotaya girmeye karar verdik. Diamond’ta bir grup vardı, onları da beklemek adına oyalanarak rotaya girdiğimizde saat 11:00’ı geçiyordu. Kilit etaba geldiğimizde istasyon kurmak biraz vaktimizi aldı. Az ara emniyetli bir şekilde bu rotayı da Ömer lider çıktı. Yalnızca kornişten kaçmak için sol tarafa yaklaşıldığında üzerinde yürüdüğümüz kar kütlesi ana kütleden biraz uzaklaşmış bir haldeydi. Güneşin yakıcı ışığı bu aralığa vuruyordu ve oluşturduğu buz mavisi renk bize biraz tedirginlik vermedi değil. Yine de Ömer’in attığı bir kar kazığıyla ara emniyet noktası vardı.
Rotayı 2’ye doğru bitirdik yanlış hatırlamıyorsam. Sonra hızlıca fotoğraf çekilip kapıdan aşağıya indiğimizde ani bir sis bastı ve görüş 5 metreye kadar indi. Kabaca geldiğimiz yönü takip etmeye çalıştık, yolda da Bahçeşehir’den arkadaşlarla karşılaşınca izleri takip ederek kamp yerini bulmak zor olmadı. Çadırı toplamaya başladığımızda sis dağılmıştı bile.
Çadırı toplarken “20 dk challenge”ını 30 dk’da yaparak kendimizi tebrik ettik. Son suları yudumlayıp Bursa’da yiyeceğimiz yemeğin hayalini kurarak inişe koyulduk.
Faaliyet bizim için tam bir “rope management” pratiği oldu. Özellikle karda iple uğraşmak, malzemeleri rotaya çıkmadan dikkatli bir şekilde ayarlamak çok önemli. Bir de kramponla ipi tekmelememek lazım.
Uludağ İstanbul’dakiler için bir velinimet. Onlarca farklı zorluklarda miks rota bir hafta sonu kaçamağını mümkün kılıyor (Ne kadar biz sezonda sadece bir kere gidebilmiş olsak da). Kazmamızı kramponumuzu kaptık, gittik!
BÜDAK’a sevgilerle
Arca
0 yorum