Eskiler ve YK: Ahmet Kahraman, Meryem Örnek, Semih Dülger, Ayşe İnce, Emin Mert Altun, Yağız Erolan, Cem Gürbüz
Yeniler: Bahadır Tarık Alioğlu, Elif Aydın, Ozan Sert, Orkun Aktaş, Sude Songür, Acar Lokmanoğlu, Hüseyin Yelaldı, Özkan Ergüder, Pınar Ayça Özgüç, Efe Ayduğan, Hande Batıl, Zeynep Şeyma Serdar, Melike Oskaylar, Erdoğan Kocabaş

2026 yılı kulübümüzde katılımın bollaştığı bir yıldı ve kulübümüzün aldığı kararla 2. bir kış kampı yaparak eğitim faaliyetini genişletmek istedi. Kendi adıma, listede adımı görünce içime hem bir mutluluk hem de bir adrenalin doldu. Ayrıca, bir işi tamamlamanın en zor kısmının o işe başlamak olduğunu bu faaliyetimizde görmüş olduk. Kampımızın iki kere olumsuz hava koşulları nedeniyle ertelenmesine rağmen azim ve kararlılığımız sayesinde pes etmeden göz bebeğimiz Güney Kampüs’te elimizde matlar, sırtımızda çantalar olacak şekilde toplandık ve 6 Mart 2026 saat 20.45 sularında minnoş otobüsümüz ile Bolu’ya doğru yola çıktık. Planımız belliydi: Bir günlük kampımızdan önce eğitimlerimizi bitirip her şeyin başladığı kampüsümüze geri dönmek…

7 Mart 

Yolculuğumuz boyunca birkaç dinlenme tesisinde bacaklarımızı açarak ve sohbet ederek uykumuzun olabildiğince gelmemesini sağladık; tabii bu süre boyunca uykum geldi ve birkaç saatlik uyku atıştırmalığı ile kendime geldim. Saat 04.00 sularında hareket edeceğimiz jandarma karakoluna intikal ettik. Ekipmanlarımızı kuşanıp çantalarımıza yağmurlukları takmakla uğraşırken yaklaşık 1 saat geçti –not: benim çanta yağmurluğum küçük kaldığı için onu sokana kadar büyük bir cebelleşme geçirdim– ve saat 05.15 gibi bizim traktörlerimiz geldi. Çantalarımızı el birliği ile traktörlere yükledikten sonra römorklarda geçecek 45 dakikalık yolculuğumuza başladık; tabii bu sırada tüm katmanlarımızı giymiş bulunmaktaydık. Tüm katmanlar derken: içlik, polar, yağmurluk ve mont. Tabii ekip arkadaşlarımızın üşüme durumlarına göre ekleyip çıkarmalar yaptıklarını da belirtmeden geçmek istemem.


İliklerime kadar donduğum 45 dakikalık muhteşem güzel traktör yolculuğumuz sonrasında çantalarımızı traktörlerden aldık, katmanlarımızı çıkartıp sadece içlik ve yağmurluk ile yürüyüşümüze başladık. Kar durumu tam istenildiği gibiydi; batak kardan eser yoktu. İki buçuk saatlik kar yürüyüşümüzün ardından kamp atacağımız mevkiye ulaştık ve küçük molamızın ardından kar duvarımızın yapımına başladık ve Husky Fighter çadırlarımızı kurduk.

Tüm bu işlemler ile birlikte saat 11’de ilk eğitimlerimiz olan çığda kurtarma (beeper ve çığ çubuğu kullanımı) ve çığ testi (compression test) eğitimlerine başladık. Burada bu iki konuyu
detaylı ve açıklayıcı bir şekilde anlatan Ahmet ve Cem’e teşekkür ediyorum.

Bir saatlik bir eğitimin ve günün verdiği yorgunluktan dolayı biraz dinlenip atıştırmalıklarımızı yiyoruz. Tabii bu sırada Semih buzlu kola icadının tadını çıkarıyordu. Molamızın ardından kazma ve krampon eğitimine geçiyoruz ve bu eğitimimiz de bizi 13.15’e kadar meşgul ediyor. Eğitimde Fransız ve Alman stilini öğreniyoruz. Ayrıca, kazmamızı üçüncü bir uzvumuz olarak kullanmaya başlıyoruz. Birkaç başarısız denemeden sonra çoğumuz kolaylıkla bu eğitimi başarı ile tamamlıyoruz. Tabii biz inip çıkarken Ayşe, Yağız ve Cem stilleri doğru uygulayıp uygulamadığımızı kontrol ediyor 🙂

Tabii ki eğitimlerimiz bitti mi? Bitmedi… Sırada body belay yani vücut ağırlığımızı kullanarak emniyet almayı ve bucket seat’in farklı kar tiplerinde nasıl yapılması gerektiğini öğrendikten sonra kar babası (snow bollard) yapımını ve kendimizi sadece bir ip ve kar kullanarak nasıl güvenli bir şekilde indirebileceğimizi Emin ve Semih’in anlatımından dinliyoruz. İlk başta kar ve ip çok güvenli gelmese de yavaş yavaş alışmaya başlıyoruz ve kendimizi bırakıp ipin gücüne güvenmeyi öğreniyoruz. Eğitimimizin tamamlanması ile birlikte saat 14.30 oluyor; asıl zorlayıcı eğitim olan self-arrest’e geçmeden önce dead man ve picket (T profil) kullanımını öğreniyoruz.

YK ve eskiler self-arrest kulvarımızı hazırlayadursun biz de küçük bir süreliğine de olsa uzanma fırsatı bulduk. Self-arrest eğitimi başladıktan sonra deneyimli üyeler bize 4 farklı self-arrest pozisyonunda kendimizi nasıl kurtarabileceğimizi gösteriyor; kulvarımız güneş nedeniyle hızlı bir şekilde erimeye başladı ve ne olduğunu anlayamadık maalesef. Bir yandan -10 derecede kemiklerimiz titrerken bir yandan da üzerimize güneş düşüyordu. İlk başta hepimiz allık sürmüş gibi olduk ama eğitimin sonuna doğru yüzümün kavrulduğunu hissetmeye başladık ama nafile, artık çoğumuz yanmıştı. Bu arada, hepimizin siyah poşetlerle bantlandığını söylemeyi de unutmayayım 🙂 Saat 17.30 gibi de self-arrest eğitimimiz bitti ve akşam yemeğimizi yapmaya koyulduk.

Akşam yemeğinde kimimiz çorba, kimimiz makarna yedi ama sofralardan eksik olmayan şey ton balığıydı. Neden diye sorabilirsiniz; içerisinde hem protein hem de yağ barındırıp bu kadar kolay tüketilebilen nadir besinlerden olduğu için diye cevap veririm ben de size. Ayrıca, bazılarımız kulvarımızın sonlara doğru erimesinden kaynaklı olarak maalesef ıslandı ve hemen çadırımızın içine girerek kurumaya çalıştı. Acısıyla tatlısıyla zor ve uzun bir gün geçirdikten sonra yıldız manzaralı kamp alanımıza son bir bakış attıktan sonra saat 21.00 sularında uykuya daldım. Gece çetin geçti; özellikle ben saat 04.00 civarı soğuktan uyanmak zorunda kaldım, neyse ki agalar çadırının başı Semih sağ olsun, sıcak su içerek kendimize geldik.

8 Mart

Son günümüzde sabah 07.00’de uyandık; kahvaltımızı yaptıktan sonra saat 10.45’te kamp alanından ayrılarak dönüş yolculuğumuza başladık. Ayrıca, günün anlam ve önemine atfen kamp alanımızda pankart açtık.

Saat 12.00’de yürüyüşümüz bitti ve geldiğimiz traktörlerle şehre ve otobüsümüze geri döndük. Acısıyla tatlısıyla güzel bir kamp oldu ve her ne kadar kamp esnasında hem mental hem fiziksel zorlansam da “iyi ki geldim” dediğim bir faaliyet oldu. Umuyorum ki ilerleyen senelerde de nice kamplara ve faaliyetlere katılım sağlarım ve sağlarız.

Bahadır Tarık Alioğlu


0 yorum

Bir yanıt yazın

Avatar yer tutucu

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir