İstanbul’dan Çıkış: 16 Ağustos Pazar 07.00
İstanbul’a Varış: 23 Ağustos Pazar sabah
Kamp yeri: Molataşı, Yedigöller Platosu
Gezi Sorumlusu: Hakan AK
Ekip: Salih Saygın Bozal, Hakan Ak, Sina Purisa, Emin Mert Altun, Zeynep Şeyma Serdar, Ahmet Yağız Kelepircioğlu, Bahadır Alioğlu, Melike Oskaylar
(Melike)

Birçok kez ertelenmesi ve deneyimli sayısının azlığına rağmen sonunda yaz kampını yapabilecektik, hem de yıllar sonra Yedigöller Platoda!!! Buradan gezi sorumlumuz Hakan’ a çok kez teşekkürler, o olmasa bu kampı yapamazdık.

16 Ağustos 

Sabah 7′ de ben ve Zeynep Esenlerden Niğde otobüsüne bindik; Sina, Emin ve Ahmet de bizden 1 saat kadar sonra araba ile yola çıktılar. Hakan, Salih ve Bahadır da sonraki gün İstanbul dışından geleceklerdi. Malzemelerin çoğunu Sina’nın arabasına yüklemiştik. (Buradan Sina’ya da çok teşekkürler, hepimizi eşyalarla beraber Karayalak’ a kadar o taşıdı.) Otobüs 18.30’da Niğde otogarına vardı, Sinalar da bizden 1 saat kadar önce gelmişti. Bir şekilde her şeyi arabaya sığdırmayı başardık ve 19.20’de Karayalak’a doğru yola çıktık, saat 9 gibi de kamp alanına varmıştık.

17 Ağustos 

Sabah 6.45 gibi koyun sürüsünün sesine uyandım. Yaklaşık yarım saat kuzu peşinde koşturduktan sonra ekibin kalanı da kalkınca kahvaltıyı hazırlamaya giriştik. (Çoban abiye Plato’ya gideceğiz dediğimde yola çıkmak için çok geç kaldığımızı ve Molataşı’ na kadar bile çıkamayacağımızı iddia etti.)
Biz çadır ve çantaları toplarken Sina da arabayla Hakan, Salih ve Bahadır’ ı almaya gitti. Onlar da geldikten sonra saat 10.50′ de platoya doğru yola çıktık.

Yürüyüşe başlamadan hemen önce kamp alanımız ve Gelincik Kayaları

Hava güneşliydi ve gittikçe ısınıyordu. Şahsen ben başlangıçta çantanın da ağırlığı ile bayağı bi zorlandım ama Salih’in “İlk 15 dakika olur öyle açılırsın” demesiyle devam ettim. (Açılmam 1 saat fln sürdü) 12.20 civarı kapının girişine vardık ve kısa bir mola verdikten sonra tekrar yola koyulduk.

Kapı ve Emin

Kapıyı geçtikten sonra 13.25 gibi tekrar mola verdik. Güneş iyice azalmış ve hava bulutlanmaya başlamıştı. Hava durumuna baktığımızda hafif yağmur gösterdiğinden faaliyeti ertelememiştik. Çok umursamadan güneşin azalmasına sevinip yolumuza devam ettik.

Molada ekip (soldan sağa Hakan, Salih ve Ahmet)

Molataşına henüz varmamışken yavaştan sis bastırmaya ve yağmur atıştırmaya başlamıştı, yürümeye engel olacak kadar kötü değildi. Sina, Emin ve ben biraz daha önden gidiyorduk. Saat 14.40 gibi Emler tarafına doğru uzaktan dağ keçilerini izleme fırsatımız oldu.
Bu noktadan sonra yağmur ve sis iyice artmaya başlamıştı. Emin’in yüreklendirmeleri eşliğinde (kendisi yaklaşık 4 saattir yürümemize rağmen hala enerji patlaması geçiriyordu) kısa molalar vererek yola devam ettik. Emin yoldaki büyükçe bir kayanın yanında konserve barbunya buldu ve hiç sorgulamadan yanına aldı.
Saat 15.40’ta Sina, ben ve Emin Molataşı’ na varabilmiştik (Çoban abi yanıldın). Kalan ekip sisten gözükmüyordu ve yağmur iyice artmıştı. Beklerken artık çok ıslanmış ve üşümeye başlamıştık. Daha fazla ıslanmamak için burada kamp atsak mı diye düşündük. O an için uzun olan bir kararsızlıktan sonra Hakan’ın da kampı kuralım demesi ile bir şekil çadırları kurduk.

Emin Molataşı’ nda barbunya pilakisini yerken

Çadırları kurduktan sonra üstümüzü değiştirip biraz tulumlarda ısındık. Yağmur bir süre durdu fakat daha sonra yeniden başladı. BU SEBEPLE çadırın içinde yemek pişirilmesine izin vermek zorunda kaldım (Malzemeciliğime laf edildiği için açıklama). Yemekten sonra saat 10 gibi uyuduk.

18 Ağustos

Karasay-Eznevit

Yazan: Ahmet Yağız Kelepircioğlu
Ekip: Emin Mert Altun, Melike Oskaylar, Ahmet Yağız Kelepircioğlu
Malzemeler: 4 Kask

Sabah Molataşında uyandık. Sabah çok acele etmeden kahvaltı ve hazırlığımızı yaptık. Ben (Ahmet), Melike, Emin, Zeynep ve Bahadır Karasay-Eznevit yapacak ekiptik. Önceki gün yediğimiz sağanaktan sonra bugün hava gayet güzeldi.
Yanımıza 2.5-3er L su aldık ve atıştırmalık olarak da ben yanımda bir paket büyük Probis aldım yalnızca. Onun da yarısı artmış olacaktı zaten dönüşte. Saat 8.30 gibi 5 kişi molataşından çıktık ve yürüyüşe başladık. Yolun başında Melike çok iyi hissetmediğini belirtti ama Emin’le biraz soru-cevap yaptıktan sonra devam edebileceğini söyledi. Ondan sonra tekrar yürümeye başladık ama az sonra da Zeynep ve Bahadır devam etmek istemediklerini belirttiler. Onlar kesin deyince 3 kişi kaldık, Melike,Emin ve Ahmet. Emin bana devam etmek isteyip istemediğimi sordu, ben devam edeceğim dedim ve böylece yola devam ettik. Uzunca bir süre zikzaklı bir patika tırmandık.
Bunu yaparken Eznevit kütlesi sağ arkamızda kalıyordu, yani bu zikzak patikayı bitirdikten ve hafif bir çarşağı tırmandıktan sonra U dönüşüne yaklaşan bir dönüş yapıp devam edecektik. Hafif-Orta tempoyla ve genelde Melike’nin leadleyeceği şekilde az molayla bu kısmı bitirdik. Önümüzde 4 zirve görünüyordu. Sağdan sola sırayla Karasay-(Wikiloc’taki adıyla Adsız Tepe-Wikiloc’ta görünmeyen ve adı olmayan Adsız Tepe-Eznevit). İlk önce Karasay’a çıktık (10.00) ve bu Emin’in ve benim ilk zirvem oldu. Melike babadan dağcıymış. Karasay zirvede 15-20 dk civarı bil mola verdik ve fotoğraf çekindik bol bol.

Karasay zirvede soldan sağa Ahmet, Melike, Emin

Devamında gereksiz risk almamak koşuluyla nasıl minimum irtifa değişimiyle wikiloc’ta görünmeyen adsız tepeye gideriz diye hesapladık ve yol almaya başladık. Orası tam bir zirve olmadığıiçin çok da zorlanmadan devam ettik ve bu sefer Wikiloc’ta olan Adsız Tepe’ye doğru gittik. Genel olarak zor zirveler olmadığı için üçümüz için de çok zorlayıcı olan bir şey yoktu. Tunç Fındık’ın kitabındaki Zorluk: Sıkı bir dağ yürüyüşü tanımına birebir uyuyordu bizim kullandığımız rotalar. Bu şekilde Wikiloc’ta olan Adsız Tepe’ye çıktık (10.37) ve zirve olup olmadığı konusunda en son ‘Wikiloc’ta var işte zirve diye.’ diyerekten Plüton’un gezegenliği gibi fasülyeden zirve tanımına uyduğu kanaatine vardık (Plüton olayı tam öyle değil biliyorum şey etmeyin).

Adsız zirvede Emin

Adsız’dan sonra en son zirve Eznevit kaldı ve biraz irtifa kaybedip tekrar kazanarak oraya da vardık ama yol-rota gayet açıktı. Adsız’dan inişi nerden yaptığımızı yol boyunca görebiliyorduk, dönüşte de aynı şekilde dönecektik yani. En son olarak da usul usul Eznevit’e tırmandık ve günün son zirvesini yaptık.

Eznevit zirvede ekip

Dönüşte ufak terslikler oldu. Dönerken acaba biz burdan mı dönmüştük gibisinden bir ufak kafamız karıştı, ama sorunsuz şekilde tekrar rotayı bulduk ve geldiğimiz gibi geri dönmeye başladık. Eznevit-Adsız-Wikiloc’ta olmayan Adsız ve Karasay şeklinde. Özellikle benim için Eznevit’e tırmanış ve geri iniş bayağı keyifliydi çünkü gideceğimiz ve geri döneceğimiz rota yol boyu görünüyordu. Aynı rotayı hafif yorgunluk ve geri dönüş hislerinin etkisiyle geri döndük. Bilmeden gittiğim yolu bilerek dönerken şehirde her zaman daha kısa gelir dönüş yolu. Dağda da aynısı oldu. En son Karasay’ı da geçtikten sonra artık bulunduğumuz yerden Molataşı küçücük de olsa görünüyordu. Çıkarken zikzak patika olarak çıktığımız yeri inerken patikayı dik kesecek şekilde ve ayaklarımızı göme göme indik, çarşak olduğu için kolay ve zevkli oldu.

İnişte Molataşı ve kamp alanımız

En son molataşı’na tekrar vardık. Benim çadırımdaki ekip Emler’e gittiği için çadırı alıp bireysel malzemelerimi ve yemeklerimizi bana teslim etmişlerdi. Emin ve Melike de kendi çadırlarını topladılar. Bu mola sonrasında da plato için yola koyulacaktık.

Emler

Yazan: Sina Purisa
Rota:
Emler Klasik – Molataşı’ndan
Ekip: Bahadır Tarık Alioğlu, Sina Purisa, Zeynep Şeyma Serdar
Tarih: 18.08.2026
Malzeme: Kask, 2 adet telsiz, su (yola çıkarken kişi başı 1-2 litre alınmalı, yolda doldurulmalı)
Çıkış: 10.30
Emler Zirve: 14.40
Plato Kampa Ulaşma: 17.00
Faaliyet Süresi: 6.5 saat

Kampa gitmeden önce doğrudan Plato’ya geçip ilerleyen günlerde mi Emler yapsak, yoksa Çelikbuyduran’ı geçerken yol üstünde durup topluca bir Emler mi yapsak şeklinde bir ikilemimiz vardı. Önceki akşam bastırıp bizi Molataşı’nda kamp atmaya zorlayan sağanak yağış büyük oranda bizim için karar vermiş gibi görünse de sabah uyanınca ekipten önce Karasay-Eznevit, ardından Emler yapma fikri öne atıldı ve bu fikir benim dışımda herkes tarafından hızlıca benimsendi. Geçen sonbahar kampındaki Alaca zirve denememizde yaşadığım bot vurması sorunu sebebiyle, hedef kamp alanımız olan Plato’dan uzaklaşıp ters yönde bir zirveye gitmek ve üstüne çok uzun bir faaliyet gerçekleştirmek istemiyordum. Ufak bir istişarenin ardından Hakanların doğrudan Plato’ya gitmesine, geri kalan herkesin Karasay-Eznevit yapmasına, benim ise onlara dönüşte katılıp Emler yapmama karar verdik. Ancak sonradan Bahadır ve Zeynep’in caymasıyla birlikte üçümüz Emler yapmaya karar verdik. 11.30 gibi kamp yükümüzü toplayıp yola koyulduk.
Pek bir güçlükle karşılaşmadan 37 dakika içerisinde Çelikbuyduran pınarına ulaştık. Ancak ne kadar hızlı ve kolay oldu demeye kalmadan, Çelikbuyduran Kamp Alanı ile Çelikbuyduran Geçidi arasının hayli uzak bir mesafe olduğunu fark ettik; henüz yolu yarılamış dahi değildik. Kamp alanında yaklaşık yarım saat mola verip yola koyulduk. Geçidin tepesine ulaşmamız bir saat daha sürdü ve 13.30 gibi göller göründü. Planımız, ağır kamp yükünü bu sırtta bırakıp Emler Zirve’ye gidip gelmek ve sonrasında çantalarımızı alarak Plato’ya doğru yolumuza devam etmekti. Fakat ufukta görünen kara bulutlar ve sık sık bizi içine alan soğuk sis bizi endişelendiriyordu. Zirveden dönen birkaç dağcıdan da oranın çok soğuk olduğu yönünde geri bildirim almıştık. Önceki günkü deneyimden sonra eşyalarımız daha doğru dürüst kurumamışken kimse tekrardan ıslanmak istemiyordu. Zirve planını iptal etmeyi biraz istişare ettikten sonra, en azından denemeye ve hava çok kötüleşirse dönmeye karar vererek yola koyulduk.
Patika oldukça belirgindi, düşük eğimli zeminde yürüyerek izi takip ediyorduk. Zeynep ve ben bir gün evvelden gelip Karayalak’ta kamp atmıştık ancak Bahadır yola çıkacağımız gün geldiği için irtifaya tam alışamamıştı. Baş ağrısı giderek arttığı için zirveye giden yolun ortalarında durup bizi beklemeye karar verdi. İki telsizimiz vardı; birini Bahadır’a bırakıp üşürse haber vermesini söyleyerek Zeynep’le yolumuza devam ettik. Başlarda patika belirgin iken ileride adeta bir baba çöplüğü oluşmaya başladı. Zirvenin yamaçları çok eğimli olmadığı için teknik olarak her yerden çıkılabilir durumdaydı; sanırım bu yüzden herkes rastgele bir yerden çıkıp üstüne bir de baba yapmış. “Sağdaki baba mı, soldaki baba mı?” derken bir noktada biz de aman deyip rastgele babaları seçerek yukarı doğru ilerlemeyi sürdürdük.


Zirvenin 10-15 metre kadar altına gelmiştik ki Bahadır telsizden üşüdüğünü söyledi. Bu noktada aklıma geçidin sonunda bıraktığımız kamp malzemeleri geldi ve ona çantalarımızın olduğu yere dönüp tulumuna girmesini önerdim. Zirveye 5 dakika kadar yolumuz kalmıştı, Bahadır’ı bıraktığımız yere dönmemiz ise yarım saat civarı sürecekti. Bahadır süreyi az bulup tulumunu çıkarmak istemeyince, “Keşke bu fikir aklıma en başında ayrıldığımız noktada gelseydi” dedim. Zeynep’le 14.40 gibi zirveye ulaştık, 5 dakika kadar fotoğraf çekildik ve hızlıca dönüşe geçtik. Dönüşte de Çelikbuyduran Geçidi’ni aşmakta olan Karasay-Eznevit ekibinden telsizle haber aldık. Bahadır diğer ekibe katılıp dönerken, biz de 1 saat civarı bir sürede zirveden inip geçitte biraz mola verdikten sonra, Plato’ya doğru öbür ekibin 15 dakika kadar arkasından ilerledik. Mesafe biraz uzun olsa da düze yakın bir patikayı izlediğimiz için faaliyetin bu kısmı çok yorucu olmadı. Arada birkaç kısa mola vererek 17’ye doğru kamp alanına vardık.
Emler Zirve’yi yorumlayacak olursam; bence güzel bir zirveydi. Boşluk hissi ve tırmanış içermeyen yapısıyla ilk faaliyetler için çok uygun olmasının yanında, yüksek ve çevreye hâkim konumuyla –sis sebebiyle sadece Plato’ya bakan cephesini görebilmiş olsak da– manzarası da oldukça keyifliydi. Ama faaliyet süresi ve zorluğu bakımından kimilerini tatmin etmeyebileceğini de göz önünde bulundurmak gerekebilir diye düşünüyorum.

 

Molataşı – Plato 

Yazan: Melike Oskaylar

Saat 13.00’te Molataşı’ na vardık ve çok da oyalanmadan toparlanmaya başladık. Bütün ıslak eşyaları güneşte kurumaları için serdiğimizden her şey her yerdeydi. Neyse ki Zeynep, Bahadır ve Sina bizim çadır dışında çoğu şeyi toplamıştı. Tam 1 saatte çantalarımız hazırdı. 14.02’de platoya doğru yürümeye başladık.
14.23 gibi büyük kayanın orda mola verdik, Karasay-Eznevit’i rahat rahat yaptıktan sonra kocaman çantalarımızı sırtlanmak hiç hoş değildi. Yine Emin’in iteklemeleri ile 14.43′ te Çelikbuyduran’ a vardık.

Çelikbuyduran’dan Karayalak Vadisi

Suyun yanında biraz mola verip geçide doğru devam ettik. Bahadır kötüleştiği için geçide geri dönmüş ve platoya gitmek için Emler ekibini bekliyordu. Biz geçide 15.17’de varınca kısa bir moladan sonra Bahadır’ ı da önümüze alıp platoya devam ettik.

Emler ve uzakta bizi bekleyen Bahadır.

Geçitten sonra minik tepecikler dışında daha fazla irtifa almayacağımız için mutluydum. Bahadır liderliğinde ilerledik, Emin yine hiperaktivite geçiriyordu.
16.34’te sonunda platoya varmıştık!! Yalnızca inekler, Salih’in ve çobanların çadırları vardı kamp alanında. Sanırım yağmurdan dolayı herkes toplanıp gitmişti. Başta inekleri çok normal ve zararsız olarak görmüştük fakat çadır kurarken ortada bıraktığımız medkit ve çantaları yalamaları hiç hoş değildi. Tabii bunun henüz başlangıç olduğunu o sırada bilmiyorduk (Salih’in eldivenlerini yediler.) Saat 6 gibi yemeklerimizi yedik ve 8’e doğru herkes çadırlara dağılmıştı.
Geceye ve İneklere Dair Notlar
Gece ineklerin sayısı neredeyse 3 katına çıktı. Kamp alanının etrafında en az 30-40 tane inek vardı ve hepsi de minerallere açtı. Önlerine gelen her şeyi yalıyorlardı. Uzun bir süre hoşt, höyt gibi sesler ile inekleri kovmaya çalıştık. (Çok işe yarayan bir yöntem olduğunu söyleyemem.) Neyse ki saat 02.00 civarı pes edip yatışa geçtiler.

19 Ağustos

Kızılkaya 

Ekip: Hakan Ak, Salih Saygın Bozal, Emin Mert Altun
Rota: Dksk-Kızılkaya geçişi rotası
Malzeme listesi: 60m ip ve kişi başı 1 kuşam,1 reverso, 2 sling, 1 prusik, 2 karabina
Raporu hazırlayan: Emin Mert Altun
Wikiloc rotası: https://loc.wiki/t/281528044?wa=sc

19 Haziran günü saat 6.40 gibi plato bölgesinden DKSK yönüne doğru yola çıktık. Biz Süner-DKSK yol ayrımına varmadan hafif tırmanış içericek şekilde DKSK’nın doğusundaki burnuna doğru tırmanmaya başladık. Fakat daha ileriden yol ayrımına gelip tırmanış yapmadan da daha rahat çıkılabilirdi. Ufak tefek molaların ardından saat 10.00’a doğru DKSK zirvesine vardık. Defteri doldurup kısa bir atıştırmalık molasından sonra Yıldırım Tepe’ ye doğru sırttan yürümeye başladık.

(Sırayla Hakan, Salih, Emin)

Dksk zirveden Kızılkaya, Yıldırım tepe ve sırt

Sırtın sonuna doğru batı (sol taraf) yüzünden devam ederek iki sivri noktanın arasına doğru 5-6 metrelik 3+ ilk tırmanışımızla karşılaştık. Kayaların çok çürük olması doğru yerde olup olmadığımızı sorgulatsa da tepedeki iniş babasını görünce içimiz rahatladı. Ardından tepenin doğu yüzüne iki set aşağı(yaklaşık 15 metre kadar) ip inişi yaptık.

Tepenin sağ tarafında iniş babasını ve perlonları görebilirsiniz

 

İp inişinin ardından aynı setten ilerlemeye devam edip delik kayaya geldik.

Delik kayayı geçtikten sonra sağ tarafa dönüp setler arasında ara ara geçiş yaparak ilerledik. En son görünen dönemeçteki babadan sonra açıklık bir alana geldik. Burada aşağı doğru inen dik bir çarşak ve sağ tarafta da Yıldırım tepeye doğru giden bir tırmanış vardı. Buraya kadar gelmişken onsuz olmayacağı için ordan da 3+ seviyede bir tırmanışın ardından saat 12.15 de Yıldırım tepeye çıkıp rüzgar yemediğimiz bir yerde mola verdik. Güzelce dinlendikten sonra kopmuş iniş perlonunu tamir edip ilk olarak Salih inişi gerçekleştirdi. Onu beklerken bankanın ısrarlı araması sonucu daha fazla dayanamayıp cevap verdiğim 5 dakikalık banka kredi kartı görüşmesinin ardından biz de 10 metrelik bir inişle aynı yere geri gelmiş olduk.

İniş için kullanılan istasyon

Patikaların belirsiz olması sebebiyle uzun bir süre nerden gitsek acaba sorgulamasının ardından önümüzdeki çarşaktan inmeye karar verdik.


Hatırı sayılır bir miktar indikten sonra ve bol bol yol bulmaya çalışarak ve setler boyunca ilerleyerek çıkış için uygun bacayı nihayet bulduk.

Çıkış için uygun baca

Saat 13.40 da bacaya tırmanmaya başlayıp bacadan en zirveye varmadan sol tarafa doğru ayrılıp rotanın geri kalan kısmında da genel olarak babaları takip edip gözümüze neresi kolay geldiyse ordan bir üst sete çıkarak zirveye ulaşmaya çalıştık.

Yol boyunca ilerlenilen setler

Yolun bir kısmından sonra Salih sol taraflı ben ve Hakan ise orta taraftan yükselmeye başladık. Benim gittiğim taraf bir adet slab, boşluk hissi yüksek kilit etabı hariç yükselmesi kolaydı. Hakan da o kısımdan emin olamadığı için bir süre sonra Salih’in gittiği yoldan gitmeye karar verdi. Biz bunları düşünürken Salih çoktan zirveye varmış bizi bekliyordu. Hakan diğer tarafa doğru yönelince ben de kendi yoluma döndüm ve Salih’in arkasından saat 15.40da zirveye vardım. Ardından Salih telsizle Hakan’ı kendi geldiği yolda yönlendirmeye çalıştı. Anladığım kadarıyla diğer taraf kuzey yüzeye döndüğü için çok daha çürük ama yükselmesi daha kolay bir yolmuş. Bir süre uğraştıktan sonra Hakan da aramıza katılarak zirveye varmış oldu. Birbirimizi tebrik edip iyice dinlendikten ve telefon işlerimizi hallettikten sonra saat 16.50’de ilk ip boyunu inmeye başladık. 4 adet temiz ve hızlı inişin ardından istasyonlar bittiği için geri kalan ksmı normal inerek karasay geçitine vardık. Ben, önceden gördüğüm ve denemek istediğim, mola taşına inmeden çelikbuydurana çıkan dağ geçidine bakmak için önden gittim. Fakat diğerleri havanın kararmasına az kaldığı için bilinen yoldan gitmek istediler. Ben halihazırda geçite çıktığım ve sahip olduğum irtifayı kaybetmek istemediğim için ayrılıp direkt çelikbuydurana indim. Salih mola taşına tam inmeden teğet geçerek Hakan ise mola taşına inip mola vererek çelikbuydurana geçtiler. Ben yaklaşık 40 dakikalık bir yürüyüşün ardından kamp alanına 19.40 civarı vardım. Ardımdan Salih ve ve Hakan da belirli aralıklala kamp alanına gelerek kampımızın ikinci zirve gününü de sağlıklı ve mutlu bir şekilde tamamlamış olduk.

Rota hakkında notlar,
-Rota çok sayıda 3-4 seviye arası tırmanış içeriyor ve bu tırmanışlar hem çok çürük hem de boşluk hissi fazla.
-Dksk-Kızılkaya geçişi boyunca patikalar hep çok kayıp, yol bulmak çok zamanımızı aldı.
-Babalar çok sık olmasa da her kilit noktada hemen hemen var.
-Kızılkaya zirve hizasına gelip yükselmeye başladıktan sonra çok fazla sağlı gitmemekte fayda var, boşluk hissi çok fazla olan bir geçiş var ve sonu bir yere varmıyor.
-Genel olarak mental yorabilen, iyi bir kondisyon isteyen, kilit noktalarının zorlayabileceği teknik bir rotaydı.

Yoldaşlıkları için Hakan’a ve Salih’e çok teşekkür ediyorum.

Kamptan Notlar (Melike)
Gsm tepede hiçbişi çekmiyor, ya da biz yanlış tepeye çıktık, emin değilim. Buna ikna olmam için yaklaşık 1 saatimin tepede sinyal aramakla geçmesi gerekti. Gsm tepe yerine onun biraz daha arkasındaki 4,5G tepeye (ismini bu koyduk) giderseniz bir ihtimal otobüs biletinizi alabilirsiniz. (Belki de gerçek GSM tepe budur.)

20 Ağustos

Sematepe 

Yazan: Melike Oskaylar
Ekip: Sina Purisa, Zeynep Şeyma Serdar, Bahadır Alioğlu, Ahmet Yağız Kelepircioğlu, Melike Oskaylar
Rota: Yedigöller Plato- Yasemin Geçidi- Sematepe

Sabah 6.50’de ben, Sina, Zeynep, Bahadır ve Ahmet bugün rest day verecek olan Kızılkaya ekibi ile vedalaşıp Sematepe’ ye doğru yola çıktık. Kısa duraklamalar ile ilerledik. Henüz 1 saat geçmemişken Ahmet midesi rahatsızlandığı için geri döndü. Biz Yasemin Geçidinin sağına doğru devam ettik. Wikilocta solundan yaklaşan rotalar da var. Saat 07.52’ de daha önce Hakanların da raporunda bahsettiği İBB kayasının oraya vardık.

Ibb kayası

 

Sematepe rotası ve Bahadır

Saat 8.10 gibi geçide yakın mola verdik. Bir şeyler atıştırıp ayakkabılarımızın vurduğu yerleri bantladıktan sonra devam ettik. Geçide doğru biraz yükseldikten sonra yan ilerleyerek sola doğru geçtik. Orada da kısa bir mola daha verdik.
Moladan sonra 9.30 civarı geçidin biraz daha dikleştiği çarşaklı kısma geldik. Sina çarşağa gelmeden hemen sağ tarafta kalan kayalardan destek alarak çıkmaya başladı. Baktığımız Wikiloc rotasında biraz daha sollu çıkmışlardı, ben de o taraftan gitmeye karar verdim. Aşağıdan sol tarafa yan geçiş çok zor değildi, biraz yükseldikten sonra Sina’nın çıktığı yere benzer bir şekilde kayadan destek alarak çıktım. Bahadır ve Zeynep de benim gittiğim taraftan gelmişlerdi. Kayaya tutunulan kısımda biraz uğraştıktan sonra ikisi beraber kampa geri dönme kararı aldılar ve Sina ile ben rotaya devam ettik.

Sina’ nın çıktığı kısım

 

Benim çıktığım taraf ve Sina’nın gittiği rota

Bu kısımda Sina bizi daha rahat görebilmek için sola doğru geçmişti. Ben çıktıktan sonra beraber tekrar sağa doğru geçiş yaptık. Benim çıktığım kayaya tutunarak gidilen kısım belki Sina’ nın gittiği taraftan daha az zorlayıcı olabilir fakat aşağıdaki yan geçiş kolay olsa da üstten tekrar sağ tarafa geçmek çok daha zor ve yorucu. Hangi taraf daha rahat emin değilim fakat Sina’ nın çıktığı yer sonradan daha mantıklı gibi görünüyordu.

Yan geçişten sonraki etap

Sağa geçtikten sonra biraz daha yükselip nispeten daralan bir yerden yine kayalardan yardım alarak geçtik. 11.15’te mola verdik. Sina arada telsizden Hakan’ a yol soruyordu. Hakan sürekli bir yeri geçtikten sonra sadece yürüme kalacağını söylüyordu ama bir türlü oraya gelemiyorduk.
Moladan sonra kızıl çarşakların olduğu kısma geldik. Bu çarşakların sağından çok minik ve kolay bir tırmanış var. Bu tırmanıştan sonra az bir şey daha dik çarşak çıktık ve sonunda 12.10’da sadece yürüme kalan kısma ulaşabildik.

Minik tırmanışın olduğu yer

Yaklaşık yarım saatlik yürüyüşten sonra 12.40’ta zirveye ulaştık.

Zirveden BDK manzarası

Zirvede yaklaşık 20 dk durup dönüşe geçtik. Çıkarken bir yandan aklımda hep “buradan nasıl ineceğiz” sorusu vardı. Minik tırmanışı yaptığımız kısım dışında iniş beklediğimden çok daha kolaydı. Yasemin geçidi çarşakları iniş için mükemmel. Yaklaşık 1 saatte geçidin altına kadar inmiştik. Biraz atıştırmalık molası verip 14.30 gibi yola devam ettik ve 15.20’ de kamp alanına vardık.
Benim için çok farklı ve seviye atlatıcı bir zirve oldu. Çıkarken çok kez hayatı sorgulasam da indikten sonra yine gelirim dedim. Bu faaliyette bana eşlik ettiği ve sızlanmalarıma katlandığı için Sina’ ya çoook teşekkürler.

21 Ağustos

MTA- Çağalınbaşı (Zeynep)

Yazan: Zeynep
Ekip: Salih Saygın Bozal, Hakan Ak, Melike Öskaylar, Emin Mert Altun, Zeynep Şeyma Serdar

21 Ağustos sabahı önceki gece planladığımız şekilde üzere 05.00’te uyandık. Kamp boyu peşimizi bırakmayan korkulu rüyamız inekler eşliğinde bir tuvalet macerası ve hızlı bir kahvaltıdan sonra saat 06.05 gibi ekip yola çıkmaya hazırdı. Yanımıza kasklarımız, med-kit, en az üçer litre su ve kişisel eşyalar harici ekstra bir malzeme almadan kamp alanından ayrıldık. Hasta Hoca’nın Yaylası’na kadar olan 3 kilometrelik yol boyunca rotayı takip ederek neredeyse hiç yükselti almadan, hafif inişli çıkışlı patikalardan ilerledik. Saat sabah 7.05 gibi Büyük Göl’e vardık ve ilk molamızı orada verdik.

Melike’nin gözünden mola verdiğimiz göl ve biz (sağdan sola Zeynep, Hakan, Salih ve Emin)

Biz bir şeyler atıştırırken Salih ile Hakan’ın rotaya bakarak bir şeyler konuştuklarını duydum. Önceki akşam yaptığımız plan öncelikle MTA ile Çağalınbaşı arasındaki Kuruboğaz geçidinden çıkmak, daha sonrasında ise ben (Zeynep) ekibin en tecrübesizi olarak o zorlukta bir zirve denemem doğru olmayacağı için sırtta beklerken geri kalanların Çağalınbaşı’na çıkması üzerineydi. Zirve yapan ekip daha sonrasında ikiye ayrılacak, Hakan ve Salih yanlış hatırlamıyorsam Koca Sarp tarafına doğru devam edip yeni zirveler denerken Emin ve Melike de benim yanıma geri dönecekler ve eğer çok yorgun olmazlarsa üçümüz beraber MTA deneyecektik. Ancak yürüyüş sırasında çıkmayı planladığımız sırtı gördükten sonra Hakan ve Salih orayı zorlamak yerine önce hep beraber MTA’ya çıkıp Çağalınbaşı’na oradan geçmenin daha doğru olacağına karar verdiler.

Hakan’ın gözünden Kuruboğaz geçidi, solda, Çağalınbaşı zirveye yakın

Rota değişikliğine karar verilen bu on dakikalık moladan kısa bir süre sonra yükselti almaya başladık. Ben önceki gün çıkmaya çalışıp başaramadığım Sema Tepe zirve denemesinden dolayı adını bile duymak istemediğim çarşak zeminden kaçamayacağımı kabullenmeye çalışırken Salih dağ keçisi modunu açmış, benim kamplumbağa hızımın yanında ışık hızı gibi kalan bir süratle yol almaya başlamış, yine de bana yukarıdan destek atmaya çalışıyordu.

Salih’in gözünden çarşak çıkmaya çalışırken biz

O sırada çarşakta zorlandığımı gören Hakan sağ olsun bana nasıl yürümem gerektiğini ve işin püf noktalarını anlatmaya, önümden yol göstermeye başladı. Emin’in neşemi yerine getirmek için yaptığı bilimum tezahürat, moral konuşmaları ve Melike’nin muhteşem dağcılık anıları eşliğinde ikinci mola yerine vardık. Manzarası muhteşem büyükçe bir taşın yanında, saat 8.25 gibi verdiğimiz, Hakan’ın türkü söyleyecek yok mu başlıklı, sonuç alamayan nidalarıyla geçen bu tatlı moladan sonra yirmi dakika bile sürmeyen kısmen daha kolay son bir çıkışla saat 9.00’da hep beraber zirveye varmayı başardık.


Neredeyse bir hafta sonra ilk kez telefon çeken bir yerde olduğumuz için ailelerimizle haberleşip dönüş biletlerimizi aldığımız ve kampın başından beri yemeyi heyecanla beklediğimiz meyve pestillerini paylaşıp bolca atıştırdığımız uzunca bir moladan sonra saat tam 10 gibi Çağalınbaşı’na doğru harekete geçtik. Önümüzde zirveden sırta doğru alçalacağımız dik bir iniş, geçişimizin devamının nasıl olacağını haber verir gibi bizi bekliyordu.

Mola verdiğimiz yerden, MTA’dan geldiğimiz sırta bir bakış

Yamaçları yer yer karla kaplı, sanırım çok kullanılmadığı için yolu belli olmayan, genellikle yine çarşak zeminden ve kayaların üzerinden gittiğimiz bir saatin sonunda, Çağalınbaşı çıkışına az bir mesafe kala, benim bizimkilerin zirveye çıkışını bekleyeceğim yerde yeniden bir mola verdik. Ancak sırttan geçişin zorluğu hiç beklenmedikti ve başta kendini feda ederek en önden gidip yolu bulmak için farklı geçişleri deneyen Salih olmak üzere hepimizi özellikle mental açıdan yormuştu.

Mola için oturduktan sonra Salih ve Hakan sırtta yorulduklarını ve Çağalınbaşı’nı denemek istemediklerini dile getirince Emin ve Melike ikna yeteneklerini kullanarak bir süre Hakan’ı gaza getirmeye çalıştı. Hatta Emin oldukça zor görünen çıkışa bakabilmek için yürüyerek sırtın sonuna kadar gidip geldi. Tam da başarılı olmuşlardı ve plan değişikliği konuşulmaya başlanmıştı ki ben suyumu çıkarmaya çalışırken eğimden aşağı yuvarlanan çantamın gazabına uğradım. Makus talihimi kabul edip eşyalarımı almak için çarşaktan inmeye çalışırken, dikkatinizi çekiyorum yine çarşak ve yine çarşak, nasıl olduğunu anlamadan düştüm ve eğimden aşağı doğru takla atarak yuvarlanmaya başladım. Şahsen kendi kendime korkmamamı telkin ettiğim ve düşüşümü durdurmaya çalıştığım bilgisi dışında çok da bir şey hatırlamıyorum, sanırım iki üç takla attıktan sonra bir kez durup sonra tekrar, bu sefer yüksekçe bir yerden düşmüş ve sonunda durabilmişim. Oturur pozisyona geldikten sonra önce arkamı dönüp bizimkilere baktığımı, derin nefes alıp ilk yardım dersini hatırlamaya çalışarak bir yerim acıyor mu diye kontrol ettiğimi ve ekibe iyi olduğumu söylediğimi hatırlıyorum. Çok şükür ufak tefek kesikler ve kanamalar dışında hiçbir şey yoktu, her ne kadar dönüş günü sağ dizimdeki doku zedelenmesi ve ezilmiş sol ayağım beni oldukça zorlasa da en azından o gün boyunca başka ciddi bir ağrı hissetmedim hiç. Düşmüş olmak moralimi bozup keyfimi bayağı kaçırdı tabii, benim düşüşüm ekibin geri kalanının Çağalınbaşı çıkışından tamamen vazgeçmesine ve inişe geçmemize sebep oldu günün sonunda. Yine de aynı ekip sağ olsun akşamına dalgasını geçecek ve gülebilecek kadar toparlamıştım.

Ekip (sağdan sola Salih, Hakan, Zeynep, Melike ve Emin)

Sonuçta saat 12.20 gibi kendimizi başta çıkmayı planladığımız geçitten aşağı iniş yolu ararken bulduk. Emin bir yerde baba gördüğünü söyleyince sırtın sonunda onu bulana kadar ilerledik ve aşağı inmeye başladık.

İnişin neredeyse başlangıcı, önde mavi çantalı Hakan ve uzakta Salih

İlk başta çoğunlukla oturarak geçtiğimiz dik kayalarla dolu, sonra klasik çarşak inişine dönüşen, taş düşme tehlikesi olduğu için araya mesafe koyduğumuz ve benden dolayı tüm ekibin yavaşladığı iniş boyunca Hakan bana yardımcı olabilmek için tam önümden gidiyor, Salih yine zor olanı yapıp yol bulma peşindeyken en arkada bizi bekleyen Emin ve Melike şarkı bulma oyunu oynayarak vakit öldürüyorlardı. Yer yer hem öne, hem arkaya laf atarak saat 14.30’a kadar devam ettiğimiz inişi şükür ki bitirince verdiğimiz beş dakikalık molanın sonunda 14.36’da ayaklanarak kamp alanına yürüyüşümüze başladık.

Bundan sonraki yola başta yine tempolu bir yürüyüşle devam etsek de, gelirken de durduğumuz göl kenarında ilk molayı verdikten sonra benim yavaşlamamla arkadan bana eşlik eden Emin ve Melike’nin bana ayak uydurması ekibin yavaştan ayrılması ile sonuçlandı. Benim için müthiş bir overthinkleme fırsatı olan yürüyüşü Emin ve Melike gördükleri çiçek ve böceklerin fotoğrafını çekerek, bolca müzik dinleyerek ve sohbet ederek tamamladı. Kamp alanına yaklaşınca, Melike’nin önceki gelişinden hatırladığı balık benzeri turuncu varlıkların olduğu gölde son bir mola daha verdik ve yaklaşık iki buçuk saatin sonunda, saat 17.00 olmadan kamp alanına vararak faaliyeti tamamladık. Salih ve Hakan ilk moladan sonra yavaş yavaş arayı açmaya başlamış, bir süre sonra da gözden tamamen kaybolarak kamp alanına bizden önce varmışlardı.

Melike ya da Emin’in gözünden yol üstünde karşımıza çıkan bir çiçek

Velhâsıl-ı kelâm herkesin yüreğini ağzına getirdiğim bu zirve denemesini de şükür ki sağ salim dönerek tamamladık hepimiz. Buradan sonsuz sabrı ve metaneti ile hiç sezdirmeden hepimize destek olup her anlamda yol gösteren Salih’e; tecrübesi ile kısacık zamanda bir sürü şey öğreten, inadıma rağmen sabırla benimle uğraşan Hakan’a; beklerken üşümeyeyim diye onca yol tulumumu taşıyan, tüm o yorgunluğa temiz hava gibi gelen neşesini n’apıp edip bize de bulaştıran Emin’e ve neredeyse tüm tebessümlerimin birincil sebebi, hiçbir şeyimizi eksik bırakmayan, hayret ettiğim direnci ve daimi heyecanıyla desteğini hep bir adım arkamda hissettiğim Melike’ye tekrardan teşekkür etmek isterim.
Başka zirvelerde yeniden görüşmek dileğiyle,

DKSK – İsmetler Doruğu -Süner

Yazan: Bahadır Tarık Alioğlu
Bahadır Tarık Alioğlu – Sina Purisa

Merhaba, ben Bahadır. Geçen günden planladığımız DKSK zirvesi için saat 6 gibi kalktık. Hava bir tık soğuk olduğu ve zirveler çok uzakta olmadığı için biraz yavaş hareket ederek saat 7.30’da yola koyulduk. Yola çıkmadan yanımıza 3 litreye yakın su aldık. Bu saatlerden bile güneşin üstümüzden inmeyeceği ve havanın sıcacık olacağı belliydi. İlk saatlerde bu kadar fark ettirmese de yolculuğun devamında sıcak bizi biraz bunaltacaktı. Nitekim tek zorluk bu da olmadı. Kamp yerinden ayrıldıktan 10 dakika sonra telefonumu kontrol ettim ve gözlerime inanamadım. Telefonum çalışmıyor… Telefon yok ise Wikiloc da yok. Biz bu duruma rağmen DKSK’nın patikasının belirgin olduğu bilgisine güvenerek yola devam etmeye karar verdik. Sina ile iki kişi çıktığımız için hem daha hızlı hareket ettik hem de tempoyu koruyabildiğimiz için zirveler dışında uzun mola neredeyse vermedik. DKSK’ya çıkan yolumuzun yaklaşık 1/3’ünü bitirdiğimizde karşımıza iki dağcı dostumuz çıkageldi. Kendileri de DKSK ve Süner üzerinden Plato’ya geldikleri için rota için ipuçları aldık ve biraz dinlendikten sonra devam ettik. Bu arada Sina’nın barometreli saatinden, yükseltimizden ne kadar yolumuzun olduğunu kestirmeye çalışıyorduk, teknoloji güzel şey ya… Çoook sıcak bir gün olduğu için zirveye yaklaşırken bile yağmurluk giymedik ve çantamda poları boşuna taşımış oldum lakin eğer azıcık kapalı bir günde bu zirveleri ziyaret etmek isterseniz zirvelerde amansız rüzgarların estiğini es geçmemek lazım. Ayrıca, çıkarken bir yerde düzlüğe varıyorsunuz ve karşınızda 3 tane küçük tepecik kalıyor; bunlardan en soldaki DKSK Zirvesi’dir. Babaları takip ederek bu tepeye çıktığınızda DKSK’nın muazzam manzarasına tanık oluyorsunuz. Biz buraya 3 saat gibi bir sürede geldik ve geldiğimizde tahmini zaman 10.30 civarıydı. DKSK’dan Direktaş da dahil olmak üzere çanaktaki tüm zirveler görünüyordu, biz de “madem buraya kadar geldik karşımızdaki Süner Tepe’yi neden denemeyelim ki” diye düşündük ama öncelikle neredeyse 50 dk mola verdik, zirve defterini doldurduk, fotoğraf çektirdik ve biraz enerji alabilmek için atıştırmalıklarımızdan yedik.

Çok sakin ve huzur dolu bir 50 dakikanın ardından rüzgar sert esmeye başladı. Biz de bu sırada Sina’nın saatine Süner rotasını indirmeyi başardık. Artık bir rotamız vardı fakat bu sefer de saatin GPS’i biraz sapıtıyordu. Yani bir dayanak noktamızın olmasına rağmen rota bulma işlemini kendimiz yapacaktık. Zaten sırt hattını açıkça gördüğümüz için sorun olmayacağını düşündük ve 11.20 civarı çıktık.

Yukarıdaki fotoğrafta görüldüğü üzere İsmetler Doruğu ile Süner Tepe birbirine çok yakın. Ancak biz İsmetler Doruğu’nu Süner, Süner’i de Okşar zannettik. Elimizdeki Tunç Fındık haritası biraz eski olduğu için İsmetler Doruğunu dahil etmemiş, bizdeki GPS özellikli saatin de GPS’i sapma yaptığı için haritaya bakarak bu iki tepenin Süner ve Okşar olduğunu varsayarak yola çıktık. Sırt hattında yürümek genel olarak kolay olsa da biz devam ederken rüzgar esti ve biz de biraz irtifa kaybederek sırt hattının biraz aşağısına indik ve böylece rüzgardan daha az etkilendik. Saat 11.50 civarı İsmetler Doruğu’na geldiğimizde mutlulukla telsizden Süner Tepe’de olduğumuzu diğer ekiplere bildirdik, zirve defterini bulduk ve bir de ne görelim… Biz İsmetler Doruğu’na gelmişiz :))

Haritayı tekrar kontrol ettik ama böyle bir zirve adlandırmasını göremedik. Buraya geldiğimizde saat 11.55 civarıydı, 35 dakika. 5 dakikalık molanın ardından rüzgar esen bu noktadan harekete geçerek diğer zirvemize yola koyulduk. Süner için biraz irtifa kaybetmemiz gerekti, yukarıdaki geçit gözümüze hem dik hem de gereksiz bir risk olarak gözüktüğü için aşağıdaki slab yerden yan yan geçtik ve rahat rahat yürümeye devam ettik. Bu güzergah boyunca acayip bir tırmanmaya rastlamadık, sadece Süner’in tam en son etabında küçücük bir tırmanma istiyor. Benim gibi ilk zirve gününüz ise biraz geri durabilirsiniz ancak Sina sağ olsun biraz cesaretlendirince hemen çıktım. Bu sefer hemen konumumuzu anons etmedik; önce defteri açtık, nerede olduğumuzu öğrendik ve Süner’de olduğumuzu telsiz ile belirttik. Fakat Hakanların ekip MTA’ya gittiği için DKSK’dan sonra telsiz iletişimi kesildi. Böylece hem yarım GPS ile hem de telsizsiz Süner’e çıkmayı başardık. Bu gezi boyunca da babaların ne kadar önemli olduğunu anlamış olduk. Neredeyse sadece babalara ve patikalara bakarak kendimizi 3 zirveye çıkardık. Ancak yine bir sorun vardı, Okşar’ı bulamıyorduk.

Saat 12.50 gibi Süner’in zirvesinde zirve defterimizi doldururken aklımıza “Okşar yapsak maksimum sarmaz mı?” diye bir soru takıldı. İkimiz de gitmek istiyorduk ancak bir sorun vardı… Süner’den bakınca Okşar bir zirve veya tepe gibi bile gözükmüyormuş veya biz bir türlü anlayamadık. Elimizde doğru düzgün bir rota olmadığı, telsizden ipucu alamadığımız için ve sırt hattını devam etmenin güvenilirliğini bilmediğimiz için Süner’den dönmeye karar verdik. Biz de Süner’in aşağısındaki güzel çarşaktan kendimizi kaptırarak patır patır indik. İniş bayağı zevkliydi, taşlarda sörf yapmak gibiydi. Çarşaktan indikten sonra bir rehavet çöktü üstümüze, biz de zaman var diye yavaş yavaş devam ettik. Bence buradaki kritik nokta yavaş da olsa durmamak, sürekli durmak dağcının hem mentalinden hem de temposundan yiyor. Sabit bir hızda Sina’nın önderliğinde kampımıza doğru ilerledik. Yol üstündeki göllerin de yanından geçtik ve bir selam verdik. Saat 3-4 gibi de kampa geldik. Suyum yolun son 1 saatinde bittiği için hemen koşarak suyumu doldurdum ve taş evin içinde ferah ferah suyumu içtim.
Her ne kadar teknik olarak zor bir rota olarak görülmese de benim ilk zirvelerim bana rota bulmayı, patika okumayı, suyu idareli kullanmayı (her ne kadar son 1 saatte susuz kalsam da), tırmanış yapmayı, çarşak inmeyi ve dağ ile inatlaşmamayı öğretti. Bu nedenle gayet güzel bir faaliyetti. Ayrıca Sina’ya da teşekkür etmek istiyorum, tırmanış ve yan geçişte beni gaza getirdi, orada biraz gaza gelince devam ediyorsun. Dağda insan biraz gaza gelmeyle ve cesaretlendirmeyle çalışıyormuş. Her gün yeni bir bilgi…

22 Ağustos

Sabah 6.30 civarı kahvaltı yaptık. (Buradan Emin’in köz patlıcanlı dürümünü anmak istiyorum, tadı mikemmeldi) Eşyalarımızı ve çadırları toplayıp fotoğraf çektirdik, Direktaş’ a son kez hüzünlü bir bakış atıp yürümeye başladık.

Soldan sağa sırayla Salih, Hakan, Ahmet, Bahadır, Sina, Emin, Zeynep, Melike

Yolda kısa molalar verip devam ettik. Saat 10 civarı Çelikbuyduran’daydık. Kapıyı saat 13.00 gibi geçtikten sonra kısa bir mola daha verip devam ettik. 14.10 gibi Karayalak’a vardık. Eşyaları arabalara yükleyip Ulvi abinin evinde malzeme sayımı yaptıktan sonra duş ve hamam işlerini de halledip en son Niğde merkezde kebaplarımızı yedik.

Benim için çok çok ayrı ve unutulmaz bir kamptı, daha arabaya bindiğim ilk andan itibaren bu deneyimdeki her şeye büyük bir özlem duyacağımı anlamıştım. (İnekler de dahil, gece bizi uyutmamış olsalar da.) İlk yaz kampımı bu kadar güzel kılan ve bu deneyime keyif katan herkese teşekkür ederim, en çok da bu güzelliğinin hiçbir zaman bozulmamasını dilediğim Aladağlar’ a…


0 yorum

Bir yanıt yazın

Avatar yer tutucu

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir