Hasret kaldığımız bol yağışlı kış mevsimini ve nispeten yoğun olmayan zamanlarımı değerlendirmek adına, dur durak bilmeden yükselen dağlara gitme isteğim, iki hafta önce yaptığım üç günlük Likya yürüyüşü ve sonraki hafta sonu kulüpçe gittiğimiz günübirlik yürüyüş faaliyetiyle biraz olsun terbiye olmuş olsa da, hala oldukça diriydi. Cumartesi günü Uludağ’da havanın güzel olacağına neredeyse emin olduktan sonra, 2024 yılında deneyip çıkamadığımız Mantar Sote rotasını gözüme kestirmiştim bile.
Her salladığım oltanın boş dönmesiyle sonuçlanan partnersizliğime Mali ilaç olmuş, gözümüz pek bir şekilde planlamalarımızı yapmıştık. Cuma akşamüstü kulüp odasında buluşup malzemelerimizi teslim aldık. Dağa gidişimizi ise günübirlik bir kayak turunun en ekonomik paketini satın alarak çözdük. Geçen sene kullandığımız firma bize son dakika yamuk yaptı, ancak neyse ki başka bir turda yer bulabildik kendimize. Çantalarımızı toplamak ve sabah 4.45’te Mecidiyeköy’de buluşmak üzere dağıldık.
Gözümü karanlığa açtığımda alarmım çalmıyordu, herhalde erken uyandım diyip telefonuma uzandım. Bir de gördüm ki yaklaşık 20 bildirim, saat 5.40. Erken bir saatte yatıp uykumu da almama rağmen hiçbir alarma tepki vermeyip uyuyakalmam, bu yolda karşılaştığım engellerden sadece birisiydi…
Hışımla yerimden kalkıp evin içerisinde bir turladım ve Mali’yi aradım. Otobüse binmiş, yolda olduğunu öğrendikten sonra üstümü, botlarımı giymem bir an kadar sürdü.
Sabah sakinliğinde birkaç aksiyonlu an, otogar ve araçtan sonra, saat 9.30 civarında dağda Mali ile buluşmuştum. Dağın en uç noktasında, Maden teleferiğine en yakın otel olan Mote Baia’da hızlı bir üst baş düzeltme molasından sonra, biletlerimizi alıp, Maden teleferiğinde yükselmeye başladık. İşte bu kadar.
Saat 10.30 sularında, önceki akşamdan yarım ekmeğe hazırladığım fakir kebabı sandviçlerimizi teleferiğin üst istasyonunda Keşiştepe’ye nazır bir manzarada afiyetle mideye indirdik.

Toparlanıp tekrar harekete geçtik ve Keşiştepeye doğru sağ hizadan yürümeye başladık. Yaklaşık 20-25 dakikalık yürüyüşün sonunda batıya bakan yüzlerde oluşan sert buz sebebiyle kendimize duracak bir yer bulup krampon ve kuşamlarımızı giyindik. Bu sırada biraz üstümüzde molaya duran ve sırtında çantayla tek başına kapı rotasından keşiştepeye antrenman için çıkan arkadaş ile ufak bir sohbet ettik.

Giyindikten sonra hareket ettik ve tekrar yol almaya başladık. Wolfram kulvarının hemen hizasında bulunan belden geçmek istiyordum ancak oraya doğru yapacağımız yan geçişi epey buzlu bir yüzden yapmamız gerektiği ve tekrardan çantaları indirip kazmaları almak istemediğimiz için direkt olarak kapı tarafına doğru yöneldik.
Uludağ Keşiştepe Mantar Sote Rotası
Ekip: Hakan Ak, Muhammet Ali Doğan
Tarih: 21 Şubat 2026
Zorluk: AD, 2 ip boyu (tırmandığımız koşullarda PD+, 3 ip açtık)
Malzeme: Kask, Krampon, Tırmanış Kazmaları, 4 kar kazığı, 1 kar plakası, buz vidaları (kullanılmadı), slingler, perlonlar, karabinler, ekspressler
Süre: 2 saat
Kapıda yükselmeden sağ tarafa geçip Mantar Sote hizasının biraz altında bir yerde tekrardan çantalarımızı açıp emniyet ekipmanlarını kuşandık.
Bu sırada Keşiştepe’nin en batı tarafındaki rotalardan birisini tırmanmakta olan iki kişi de oradan gerisin geriye inip bütün yüzeyi rotaların altından yatay olarak bir güzel kestikten sonra daha yukarımızdan Mantar Sote’ye girmişlerdi.

Önümüzdeki iki dağcı ve kurduğumuz istasyonların yaklaşık konumları
Neyse ki hızlı tırmanıyorlardı ve malzemeleri kuşandığımız yerdeki az oyalanmamız sırasında artçı da yukarıya doğru tırmanmaya başlamıştı. Rotanın girişinde de olması beklenen kar kırılması ve çatlak görünmüyordu.

Rotaya girmeden biraz öncesi
1. İp, 30 metre.
Saat 12.40 gibi biz de onların ilk ipi açtığı yere doğru yaklaşıp ipimizi açtık. Sonrasında tırmanmaya başladım. İlk kısım oldukça rahattı, kar sert, ancak botumun burnunu alacak kadar yumuşaktı. Herhalde 30-35 metre malzeme atmadan tırmandıktan sonra önüme çıkan ~2 metrelik hafif dik ve buzlu görünen ve iki sene önce tırmanamadığım yer olduğunu düşündüğüm kısma girmeden Mali’yi yanıma almaya karar verdim. Hızlı bir istasyon kurup Mali’yi yukarıya almaya başladım. Bu sırada Mali ipin kalan kısmını çantasına atıp ipe ortasından girdi ve tırmanmaya başladı. (Sonradan bakınca, bu ilk ipi hiç açmasak da olurdu diye düşündüm, öndeki ekibin orada açtığını görünce biz de öyle yapmaya karar vermiştik.)
2. İp, 45 Metre
Saat 1.20 civarı Mali beni yeniden emniyete almış ve tırmanmaya başlamıştım. Önümde gördüğüm ve buz olduğunu düşündüğüm kısım tahmin ettiğim kadar donmamış, 2-3 cm donmuş buzun altında kar varlığını sürdürüyor, kramponu vurduğum zaman buz zaten kırılıyordu. Sonrasında da yaklaşık 40-50 metre boyunca rahat bir tırmanış vardı. Araya bir tane kar kazığı attım. Ardından saat 1.45 gibi tekrardan benzer bir buzlu kısmı görünce, ve Mali’den aşağıda diğer kar kazığını da almadığımı farkedince, yine istasyon atıp Mali’yi yanıma almaya karar verdim.

Üçüncü ve son ip boyuna doğru bakış
3. İp, 30 Metre
Saat 2.20 gibi son ipi tırmanmaya başlamıştım, yukarıda buzlu olduğunu düşündüğüm yer öncekiyle birebir aynıydı. Yine yaklaşıp 30-35 metrelik bir tırmanışın ardından yukarı sırta çıktım. Yukarısı kulvara göre oldukça şiddetli rüzgarlıydı, ve etrafımı da epey sis sarmıştı.
İstasyonu kurup Mali’ye güç bela sesimi duyurabildikten sonra onu yukarı doğru almaya başladım. Saat 3’e yaklaşırken Mali’de yukarıya varmıştı.
Yukarıda rüzgar sebebiyle hiç vakit geçiremeden hızlıca toplandık, ipi ve malzemeleri çantalarımıza doluşturduk ve inişe geçtik.

Rota bitiminde

Acele toplanma
Daha önce bu sırta bir kaç kez çıkmama ve yolu bildiğimi düşünmeme rağmen, sis etrafımızı öylesine sarmıştı ki, Uludağ için sürekli bahsedilen siste kaybolma hadisesinin nasıl gerçekleşebildiğine çok hızlı bir şekilde ikna olmuştum. Önce önümüzde ilerleyenlerin ayak izini takip etmeye karar verdik. Ancak bu bana Keşiştepe’ye doğru gittiğimizi düşündürmüştü (daha sonra GPS’den kontrol ettiğimde öyle olduğunu doğruladım), 1 dakika sonra geri başladığımız noktaya dönüp doğru olduğunu düşündüğüm yöne doğru ilerledik, bu sefer de dümdüz ilerliyorduk, böyle olmaması gerektiğini biliyordum (Bu sefer de Uludağ zirve yönüne doğru gidiyorduk.). Son kez geri döndük, bu kez hem telefonun hemde saatin GPS’inden doğrulayarak tam nerede olduğumuzu ve nereye gitmemiz gerektiğini anlamıştım. Kapı’ya doğru yöneldik.
Tam ağzımı açtım Mali’ye “Hiçbir şey görmüyoru–” diyordum ki adımımın boşluğa gelmesiyle aşağıya doğru düşmeye başladım. Bir elimde iki kazma, diğer elimde telefon ile oldukça çaresiz bir halde sırtüstü düşerken hemen yüzüstü dönüp kazmaları yerle temas ettirmeyi başardım, diğer elimle de bir şekilde iki kazmayı tutup yüklenince durabilmiştim. Bu sırada yukarıdan “kazma! kazma!!!” diye bağıran Mali oldukça endişeli bir şekilde beklememi ve aşağıya ip atacağını söylüyordu. Ona doğru yönde olduğumuzu, durduğumu ve iyi halde olduğuma ikna etmem biraz sürdü. Ben nerede olduğumuzu anlamıştım ancak o sırada Mali’nin zihni, yerdeki karla birebir aynı rengi alan sis ve GPS’e kendisinin bakmamış olması sebebiyle tamamen kayıp haldeydi ve benim tekrar kulvara düştüğümü düşünüyordu.
Mali’yi de backclimb yaparak yanıma gelmeye ikna ettikten sonra buluştuk ve biraz soluklandık. Yavaş yavaş aşağıya doğru inmeye başladık. Yaklaşık 10 dakika sonra sis dağılmaya başlamış, Mali’de nerede olduğumuza tam olarak ikna olmuştu.
Aşağıda düzlüğe inince ufak bir mola verdik ve sonrasında teleferiğe doğru hızlı adımlarla yürüdük. Son teleferiğe kalmadan aşağı inişe geçmiştik.
Sonrasında tekrar Baia’nın oraya yürüyüp otobüs 1. Otellerin oraya park ettiği için oraya doğru yürümeye başladık. Yolda bir otostop çekip kendimizi hızlıca otoparkın oraya attık.
Dönüşte turumuzun bizi götürdüğü iskenderciyi gözümüz tutmayınca hemen yakınında olan Ersoy Döner’de kendimize tarzan döner ısmarladık, hem dönerleri hem de gerdan çorbası oldukça lezzetliydi.
Uykuyla uyanıklık arası bir yolculukla, saat 9.30 gibi Mecidiyeköy’e varıp geziyi bitirdik.
Partnerliği için Mali’ye çok teşekkürler!
Hakan Ak
5 Mart 2026
0 yorum